Bir fikir vardı: Atatürk, John Dewey ve Köy Enstitüleri- Türkiye’nin Kaybettiği Gelecek
Bir okul öncesi öğretmeni olarak size şunu sormak istiyorum: Bir çocuğa en iyi nasıl öğretirsiniz — kitaptan mı, yoksa yaparak mı?
Bu soru,1924 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Amerikalı eğitim filozofu John Dewey’in de sorduğu soruydu.Ve Atatürk onu Türkiye’ye davet etti — çünkü bu sorunun cevabı,yeni kurulan bir cumhuriyetin geleceğini inşa edecekti.
John Dewey Türkiye’ye Neden Geldi?
Türkiye’de köy enstitüsü fikri ilk kez Amerikalı eğitim filozofu John Dewey tarafından savunuldu. Dewey, özellikle kırsal bölgelerdeki okulların toplum yaşam merkezi haline getirilmesi gerektiğini vurguladı. Köy Enstitüleri,John Dewey’in iş ve eğitimi birleştirme fikrini yerine getirmek için tasarlanmıştır.
Dewey’in felsefesinin özü şuydu: Çocuk oturarak değil, yaparak öğrenir.Okul, hayattan kopuk bir bina değil;hayatın tam ortasında bir yer olmalıdır.
Atatürk bu fikri benimsedi.Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk,bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla taçlandırılması gerektiğini biliyordu. “Ülkenin gerçek sahibi hakiki üretici olan köylüdür” diyordu. Ve köylüyü dönüştürecek araç eğitimdi.
Köy Enstitüleri: Dünyanın Gördüğü En Özgün Proje
Köy enstitüsü,Türkiye’de ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılan okul türüdür. Tamamen Türkiye’ye özgü olan bu eğitim projesini Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel yönetti.Sistemin kuramcısı ise İsmail Hakkı Tonguç’tu.
Kitaba deftere dayalı öğretim yerine iş için, iş içinde eğitim ilkesi tatbik ediliyordu.Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı.
Köylerde büyümüş öğrencilere klasik müzik enstrümanları ve geleneksel sazlar çalmak öğretiliyordu.Aşık Veysel enstitüleri gezip öğrencilere saz çalmasını gösteriyordu.Bunun yanı sıra öğrenciler piyano,keman, mandolin gibi enstrümanlar da öğreniyordu.
Yönetimde de devrim vardı: Öğrenciler bizzat yönetime katılıyordu.Enstitü müdürü bile öğrencilerle aynı üniformayı giyiyordu.
Kim Engel Oldu?
Bu sorunun cevabı tek isim değil, bir koalisyon.
Muhalefetin başını Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Yahya Kemal Beyatlı ve Kazım Karabekir gibi daha sonra Demokrat Parti’yi kuranlar çekiyordu. Karşı çıkanlar Köy Enstitülerinde “komünistlerin, dinsizlerin” yetiştiği söylentilerini yayıyorlardı.Sağ basında ve halk arasında ağır iftira kampanyaları başlatıldı.
Bir büyük toprak ağası olan Eskişehir Milletvekili Abidin Fotoğlu 1943’te, henüz mezun bile vermemiş enstitüler için şunu söylemişti: “Bunlar yetiştiklerinde bizim kafamızı keserler.”
Gerçek korku buydu: Bilinçlenen köylü,toprak ağasına boyun eğmeyecekti.
Bir dönemin tanıklığına göre: “Benim Van yöresinde 258 köyüm var.Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar.Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler.DP ile pazarlığa girdik,kapattık.”
Kapatma süreci aşamalı oldu.1946’da Reşat Şemsettin Sirer’in Milli Eğitim Bakanlığı’na gelmesiyle enstitülerin yapısı değiştirildi; sistem Köy Öğretmen Okullarına dönüştürüldü. 1950’de Demokrat Parti iktidara gelince bu dönüşüm devam etti. Ve 27 Ocak 1954 tarihinde Demokrat Parti,6234 sayılı yasa ile Köy Enstitülerini tümüyle kapattı.
Günümüzde Devam Etseydi Ne Olurdu?
Bu soruyu bir öğretmen olarak düşündüğümde içim sızlıyor.
Kapatıldığı 1954 yılına kadar Köy Enstitüleri yaklaşık 20 bin öğretmen ve 1.600 sağlık memuru yetiştirdi.Oysa 40 bin köy vardı ve en azından 40 bin öğretmene ihtiyaç vardı. Eğer bu sayıya ulaşacak kadar Köy Enstitüleri yaşatılsaydı bugünkü sorunlar yaşanmayacak, en azından bugünkü boyutta yaşanmayacaktı.
Bugün devam etseydi: üretimden kopuk değil, toprağa bağlı eğitim; ezbere değil yapmaya dayalı öğrenme; köyden şehre göç yerine köyde onurlu yaşam.Belki de bugün sınıflarımızda aşırı kalabalık,öğretmen atama sorunu diye ağıt yakmıyorduk.



Gerçekten iç sızlatıcı, çok üzücü. İnce Mehmed serisinden bildiğim üzere feodal yapı, ağaların köylüyü ezmesi gerçekliğini çok iyi betimletiyor ve hissettiriyor.
Kesinlikle, kapatılması da bu yüzden bilinçli olarak yapıldı zaten.